Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Neo-Osmanlı hayali ile sırtını Amerika’ya yaslayarak, tamamen “mezhep” temelli bir anlayışla Ortadoğu’ya şekil vermeye, tarihin kadim milletlerine/medeniyetlerine racon kesmeye kalkan “muhafazakâr dış politika” Ortadoğu’nun çöllerinde savruldu gitti! Yapayalnız kaldı! Ama ilginçtir; daha önce yüzeyselliklerini “stratejik derinlik” diye adlandıranlar, şimdi de serap peşinde koşarken çöllerde kaybolmalarına “değerli yalnızlık” adını koydular!..
Fakat mızrak çuvala sığmıyor artık. Süslü ve anlaşılmaz terimler, hakikatlerin üzerini örtmeye, kara bulutlar gibi gelmekte olan buhranları gizlemeye yetmiyor.
“Vekalet Savaşları” olarak adlandırılan fakat gerçek anlamda örtülü bir dünya savaşı olan Suriye iç savaşı (BM’nin aldığı son karar ile) resmiyette sona erdi. Amerika ve yandaşları kaybetti. “İslam İnkılabı” dünyanın yeni güç dengesi olarak tarih sahnesindeki yerini aldı. Tarih, en önemli kırılmalarından birini yaşadı. “Ebrehe” tüm azametine karşın yere kapaklandı ve geri çekildi. Tarih için artık Suriye öncesi ve sonrası olacak.
Ve hiç kuşkusuz Suriye Vekalet Savaşı’nın en büyük kaybedeni Türkiye oldu. Niçin mi?
1- Yüzeysellik: Ortadoğu’yu “mezhep ve ulus” temelli okuyan anlayış, “sıfır sorun” parolası ile çıktığı yolda pusulayı şaşırıp kayboldu.
Suriye’de dünya emperyalizmi ile aynı saf ve hizada olmakla yetinmeyip onu da teşvik ve tahrik eden politikalar ile İran, Irak, Suriye ve Lübnan’la köprüler atıldı, ipler koparıldı. Mısır’da takım tutar gibi tutulan Mursi/İhvan hareketi üzerinden Suriye’de beraber iş tutulan Suud ve Katar’la da ilişkiler alt üst oldu.
“Sıfır dost” sınırına ulaşılınca, kendilerini rahatlatmak için karanlıkta kaybolanların yüksek sesle türkü söylemesi gibi “değerli yalnızlık” nakaratını tekrarlamaya başladılar. Ancak Ortadoğu politikasında gelinen vahim noktayı görmek için şu tespit gözümüzü açar niteliktedir; şu an Ortadoğu’da Türkiye’nin rahatlıkla ilişki kurabildiği, çat kapı gidip gelebildiği tek bir yer kaldı: Kuzey Irak Kürt Federe Bölgesi.
2- Cihatçı(!) tehlikesi: Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesi için güney sınırlarının kevgire dönmesine ve sınırın her iki yakasında Vahhabi/Selefi terör yapılarının yerleşik hale gelmesine göz yuman hatta göz yummakla kalmayıp destek ve teşvik olanlar, bugün büyük bir cihatçı(!) ordusu ile el ele baş başa kaldılar!..
Hiçbir kutsala değer vermeyen, hiçbir ölçüsü olmayan; öldürmekten, öldürdüğünün ciğerini yemekten zevk alan bu on binleri ne yapacaksınız şimdi?! Atsanız atılmaz, satsanız satılmaz!
Durumun vahametine ancak Ortadoğu cehenneme döndükten sonra kısmen varanlar, şimdi Amerika ile beraber “Küresel Sosyal Sorumluluk ve Kalkınma Fonu” adı altında cihatçılara karşı tedbir alma peşindeler.
Şu bilinmelidir ki, Vahhabi/Selefi anlayışın (doğal olarak El-Kaide, Nusra ve benzerlerinin) kutsalı yoktur, ölçüsü yoktur!.. Yani, dikkat! Tehlike var!
3- Türkiye İslamcılığının iflası: Suriye’yi cezalandırmak ve Yeni Osmanlı’nın ilk eyaleti kılabilmek için seferberlik ilan eden ilk alanlar; İslami cemaat, kuruluş ve medyaları oldu. Atını nallayan yola koyuldu. Gözler muhafazakâr iktidara çevrildi, onun her bakışı emir telakki edildi. Birdenbire Büyük Şeytan Amerika, İslam ve Müslümanların “dost ve stratejik müttefiki”; mazlum ve mahrumların devrimi İslam İnkılabı, “Fars emperyalizmi” oluverdi.
“Türkiye İslamcılığı” ile “Türkiye Amerikancılığı (ya da Amerikan Mandacılığı)” arasında fark olarak “sakal, şalvar, fes ve örtü” gibi bazı fiziki farklarla bir takım ritüeller kaldı.
Milli ve manevi değerlere sahip bir nesil yetiştirme ve yeni bir dünya inşa etme iddiasında olanlar, İslamcılarının bile Amerikancılığı içselleştirdiği bir toplumda bunu nasıl yapacaksınız acaba?
Bin bir yamalı bohçaya dönmüş dış politikanın Ortadoğu çıkmazları besbelli ki bunlarla sınırlı değil. Suriye Vekalet Savaşı’nın resmiyette sonlandığı bu günlerde; “derinlik” diye sunulanların “stratejik yüzeysellik” olduğu hakikati görmek için bu kadarı yeterlidir kanaatimce.
Bir kez daha söyleyelim: Ortadoğu zor bir coğrafyadır! Doğru okumayı gerektirir. Tarihin sayfaları Ortadoğu’da serap peşinde koşanların hazin kayboluş öyküleri ile doludur…
Kemal Ş. SEVİNDİK